Harry Potter’ın Kedilerinden Selam Getirdim

Selam olsun…

İçimden taşıp tüm evreni sarmalayabilecek kuvvetteki bu heyecanla atıldığım bu macerada Batu ve Sahra’nın elini tutabilmek ne ayrıcalıklı bir his anlatamam. Günlerdir bir şeyler karalamaya çalışıyorum ama ne zaman işe koyulmaya çalışsam, aklıma gelen onlarca fikir, zihnimi adeta bir metrobüs kapısı gibi kullanarak aynı anda dışarıya akmaya çalışıyor. Bir ‘merhaba’ makalesi olması gerekirken, ‘selam, ben aklı çok karışık bir potterhead ve sizi aklımın girdabına davet ediyorum!’ yazısına dönüşen bu yazıyla sizleri selamlıyorum.

Dedim ya, aklıma onlarca fikir geldi; işte o fikirlerin paylaştığı ortak bir şey var sanırım: Hepsinin sonunda mutlaka bir kedi beliriyor. Neden bilmiyorum, ne düşünürsem düşüneyim hep noktası kedi oluyor; belki çocuklarıma olan aşkımdan belki de kendimi en çok onlarla özdeşleştirdiğimdendir bu. En nihayetinde, bunu bir yerlerde yansıttığımda ve, ne zaman bir şeyler yazacak olsam yaptığım gibi, arşivimi karıştırdığımda birkaç sene önce yazdığım bir Buber makalesi çıktı karşıma. Her zaman olduğu gibi en ‘resmî olması gereken’ akademik makalelerimde bile yaptığımı bunda da eksik etmemişim ve yine, benden yazmışım. Makalenin başlığı aynen şöyle: “Bütünlüklü Bir İnsan Hayatı Nasıl Yaşanır? Ya da Bütünlüklü Bir İnsan Hayatı Yaşamak Mümkün müdür?” Konu böyleyken tabiiki patili çocuklarım Sofi ve Mario’dan bahsetmeden edememişim. Belki burada, bu satırlarda, size bu konuyu tamamen arzu ettiğim gibi açımlamayacağım ama emin olun heyecan verici ve beklemeye değer paylaşımlarla ben, kediler ve Harry Potter’ın kedileri ile ilgili keyifli yazılar sizi bekliyor.

Buber’den bahsettim; insanın varoluşunun ilişkilerden oluşan bir yapı olduğunu söyleyerek, oradan kedilere nasıl geldiğimi belki anlatabilirim size—kim bilir, belki de anlatamam; ama olsun, önemli olan sonuca ulaşmaktan ziyade, ona ulaşmaya çalışırken içinden geçtiğimiz süreç değil midir ki?—. Buber’e göre biz insanlar, kendimizi varlığımızla iki şekilde ilişkilendiriyoruz ya hani; işte ben bunlardan Ben-Sen ilişkisine takıntılıyım.   Sizinle kısaca paylaşmam gerekirse, Ben-Sen ilişkisinin insanın varlığının açıklığına dair bir mesele olduğunu söyleyebilirim. Öyle bir ilişki düşünün ki, hiç çaba sarf etmeden karşınızdakine açılabildiğiniz ve karşınızdakinin de aynı incelikle size açılabildiği bir alan sunsun size. Karşılıklı gelişime olanak veren bu açıklığı nasıl, nerede, ne zaman ve hangi canlıyla yakalayacağınız hiçbir zaman belli olmuyor. Buber’i ilk okuduğumda, Sofi ve Mario’yla kurduğum özgün ve biricik ilişkiyi tam da Ben-Sen ilişkisi olarak tanımlayabileceğimi düşünmüştüm; ancak ikinci okumamdan ve okuduklarımı güzelce demledikten sonra ışığa çıkan şu oldu: Evet, onlarla kurduğum ilişki oldukça biricik ve özgün. Bununla birlikte, onların benimle kurduğu iletişimde, karşılıklı açıklıklarının benimkini karşılayabilir olup olmadığını kanıtlayabilmek içinse asla elimde herhangi bir bilgi olamayacaktı. Bununla yetindim… Onlarla kurduğum ilişki herhangi bir insanla kurduğum ilişkiden daha özel ve büyülü benim için. Ah, ben nereden geldim bu konulara(?) Size kedilerden ve Harry Potter’da karşılaştığım kedilerden bahsedecektim hâlbuki.

Tamam toparlıyorum. Bu yazının vedasına geçmeden sizlere Harry Potter dünyasının birkaç kedisinden ve beni nasıl bu yazıyı yazmalara ittiğinden bahsetmeliyim. Tabiiki bunlardan ilki Profesör McGonagall olacak, zira kendisini (belki de) Animagus formundayken Privet Drive’da her şeyden habersiz bir hayat süren Harry’ye göz kulak olması ve Harry’nin eniştesi Vernon Dursley’nin sinirlerini bozmasıyla tanıdık ve sevdik. Hatta, haydi Lily Potter’ın Sirius’a yazdığı eski bir mektupta, Harry’nin (bebek zamanları tabiiki) evin kedisine rahat-huzur vermediğinden bahsetmelerini hatırlayalım. Bu ufak tefek anlarla birlikte, Büyücülük Dünyası’nın, Profesör McGonagall’ın Animagus formundaki kedi halinden sonra, en çok bilinen ve akıllara kazınan kedisi Crookshanks olmalı. Şimdiye kadar tanıştığımız en akıllı cadılardan birisi olan Hermione’nin, ününe yakışır kedisi Crookshanks de kediler arasında zekasıyla ayrı tutulması gereken bir arkadaşımız. Neden mi?! Bunun gizemini keşfedebilmek için size ancak minik bir ipucu verebilirim: O da, serinin üçüncü kitabı olan Azkaban Tutsağı’nın sayfalarını karıştırmanız. Ah, sizi o sayfalarda Crookshanks’in zekasına hayran bırakacak ne muhteşemlikler bekliyor… Büyücülük dünyası, elbette, hep yüzümüze gülücükler konduran kedilerle ve kedi sempatizanlarıyla dolu değil; bunu söylerken bile içim ürpererek Dolores Umbridge’i anımsıyor ve yüzümü ekşitiyorum. Hogwarts’ın ‘pek sevgili’ hademesi Filch’i de bu satırlara konuk etmeden veda etmeyeceğim tabiiki; o ve Mrs Norris kimi zaman, bizi yerimizden hoplatacak kadar bizim antipatimizi toplayıp “Ah keşke bi’ yok olsalar!” dedirttiler bize ama iyi veya kötü onların da bu satırlarda yer almaya hakları var, diye düşünüyorum. Peki bu kediler neden mi önemli? Siz söyleyin! Her maceranın mutlaka bir can alıcı yerinde karşımıza çıkmaları ve en ihtiyaç duyulan anlarda düğümü çözmeye yetecek kuvvette bir yardımda bulunmaları bir tesadüf olabilir mi? Ne dersiniz, belki de Buber’in kastettiği şekilde bir Ben-Sen ilişkisi muggle dünyasında mümkün olmasa da Büyücülük Dünyası’nda mümkündür, kim bilir(?) Hermione’nin benliğini açtığı kadar Crookshanks de kediliğini onu karşılayacak kadar açabilmiş ve aralarında o muazzam ilişkiyi kurabilmişlerdir de biz farkında değilizdir(?) Ya da farkında olmamak mümkün mü elimizde sayfalarca kanıt varken 🙂 Ortaya çıkan bunca soruya rağmen yine de bunları düşünebilmeme bile imkan vermesiyle Harry Potter’ın sıcak yuva kokusu yayan sayfaları kalbimin en derinlerinde usul usul yaşayacak.

Ben, çok geç tanıştım Harry’yle; ama iyi ki de tanıştım! Dünyama dünyalar katan, dostluklarıma güç katan, acılarıma yoldaş olan bu kitap serisinin hayatıma tam olarak ne zaman girdiğini hatırlamıyorum; ancak, doğru zamanda hayatıma girdiğinden kesinlikle eminim. Onunla tanışmalı, onu sevmeli, hayatıma katmalı, içinde kaybolmalı ve yüreğimi büyüsüyle sarmalayıp hafifletmesine izin vermeliydim. Öyle de oldu; kaç kere okuduğumu hatırlamadığım o satırlarda her seferinde yeni bir şeyler hissedebilmekten daha kuvvetli bir sihir yok bu dünyada!

Biliyorum ki bu macerada yalnız değilim; aynı duygularla atan yüreklerin dostluğu var yanı başımda. Belki burada, siz de sizin yüreğinizin sihrini paylaşan potterheadleri keşfedeceksiniz; kim bilir?

Bizi sarıp sarmalayan bu sihri bütün evrene yayana dek…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s