Yasak Orman’da Bir Gece: Gidilmemesi Gereken Yerlere Gitmek

Hogwarts Cadılık ve Büyücülük okulunu kuran dört görkemli sihirbaz, bir şato dolusu çocuğu tutup da karanlık bir orman ve yüzlerce tehlikeli yaratığın dibine koyarken akılları neredeydi, bilemiyorum; lakin çağının en muhteşem cadısı JK Rowling’in Yasak Orman’ı bize anlatmasının sağlam nedenleri olduğuna eminim. Bu gece, yani Cadılar Bayramında, bu mevzulara takılalım istedim.

Önce biraz heyecan. Tansiyon haplarınızı yakınınızda tutun ve bir an olsun hayal edin: Hogwarts’ta bir ikindi vakti. Prof. Binns’in yılgınlık verici dersi az önce bitti. Üstelik bu yaz tanıştığınız ve kalbinizi çalıp giden o Norveçli, on gün önce yazdığınız mektuba hala yanıt vermedi. Can sıkıntısıyla şöyle bir yürüyüşe çıktınız. Kalabalık ve neşeli gruplar göl kenarında takıladursunlar, siz okulun arkasına doğru ağır ve bezgin adımlarla sessizce ilerlediniz. Sonbahar rüzgarları ferah orman havasını yüzünüze doğru çarpmakta. Birazcık huzur ne tarafta acaba? Verdiniz okula sırtınızı ve dilinizde eski zamanlardan kalma bir şarkıyla ormana doğru yürümeye başladınız. Birazcık sessizlik herkese iyi gelir. Okuldaki üçüncü seneniz ama ne fayda… İnsan her zaman aşkını okulda bulacak diye bir kural mı var? Efsanevi bir yaz tatiliydi ve doğa gezisinde tanışılan yabancı bir genç daha önce kimseye hissetmediğiniz bir duyguyu tanımanızı sağladı: Aşk. Şimdiyse durum karmaşık. Karnınız ıslak bir havluyu burgu şekline getirip sıkıyorlarmış gibi gergin. İnsan bir mektuba on gün cevap vermez mi? Üstelik kimse Hogwarts’ta üçüncü sınıfın bu denli zor olacağını söylememişti. Gittikçe karmaşıklaşan Karanlık Sanatlara Karşı Savunma’nın yanında Sihir Tarihi’nin sıkıcılığı solda sıfır kalır. İnsanın okula yeni başlayan kardeşinin garip davranışlarıyla uğraşmak zorunda kalması da işin cabası. Yine de birazcık sessizlik herkese iyi gelir. Bir an etrafa baktınız. Sessizlik iyi de, böyle bir karanlık o kadar da iyi bir şey değildir. Bir şarkıya sığınıp, derin düşüncelerle yürüyüş yaparken hava kararmış ve bulunduğunuz yer Yasak Orman’ın hemen girişi diyebileceğimiz ağaçların oluşturduğu sınırın hayli sonrası oluvermiş. Kalp atışlarınız hızlandı, burası kesin. Yer-yön duygusu ise insanın nerenin neresinde olduğunu bildiği zaman işlevsel. Şimdi okul arkanızda mı kaldı yoksa sol tarafa doğru biraz gitseniz ışıklar görünür mü? Örümcekleri takip etmemeniz gerektiğini iyi bilseniz de çıkış yolu hakkında bilginiz yok. Yıldızlara bakarak size yönünüzü buldurabilecek bir At-adam ile karşılaşmanız mümkün olsa da hangisinin ne kadar insan canlısı olduğunu bilemezsiniz. Bir Ford Anglia ile karşılaşıp ona sizi okula bırakması için yalvarabilir ya da Grawp ile karşılaşmayı umarak ilerleyip ondan Hagrid’i sizin için çağırmasını rica edebilirsiniz. Tabii Anglia ve Grawp için ormanda dolanırken Kurtadamlar ya da Fluffy tarafından kurban edilmezseniz. Tüm bunlar bir efsun hızıyla aklınızdan geçerken yerinizden bir adım bile kıpırdayamadınız. Zira orman sessiz, karanlık ve aklınızdan geçenlerin on katından daha fazla tehlikeli. En iyisi, ciddi cezalar alacak olmanıza rağmen asanızla gökyüzüne kırmızı ışık şeritleri yollayarak okuldakilere bir imdat işareti yapmak. Fakat ya hocalar imdat çağrınıza yanıt veremeden, ormandaki yaratıklar yerinizi bulup sizi yok ederlerse? Eyvah, o bir çıtırtı mı? Hayır, daha da beteri: Ağzını şaplata şaplata yürüyen bir yaratığın sesi. Ses gittikçe yaklaşırken solgun bir sarı ışık da belirdi. En iyisi kaçmak. Işık size doğru ilerliyor ve yaratığın ağız şapırtısı yutkunma sesiyle birleşiyor. Kaçış yok. Bildiğiniz büyüleri kullanmaktan başka çareniz kalmadı. İnsanın son dileği Norveç’te gömülmek olmamalı, bu denli aşıkken insan ölmemeli. Asanızı doğrulttunuz ve size yaklaşan ışığa elleriniz titreyerek uzattınız: “Expelliar…” “Şşşt! Sessiz ol, lütfen. Erkek bir Kobra Zambağı son derece narin bir bitkidir. Etobur olması hassas bir kalbi olduğu gerçeğini değiştirmez ve… ama… ooo bi’ dakika -senin bu saatte ormanda ne işin var çocuğum?” dedi, bir elinde fener bir elinde de yeşil ve vahşi bir bitki tutan bir büyücü. Asanızı kaldırırken kendinizi bayılmamak için zor tutuyordunuz ve ormanda karşınıza çıkan kişinin Bitkibilim hocası Prof. Neville Longbottom oluşu, bayılmanızı durdurmaya yetmedi. Ertesi sabah uyandığınızda öğrendiniz ki, oracıkta ormanda bayılmışsınız. Prof. Longbottom uçan bir sedye ile sizi şatoya dek getirmiş ve yatağınıza götürülmenizi sağlamış. Tabii o saatte Yasak Orman’da bulunduğunuz için cezaya çarptırıldınız ve cezanız da Prof. Longbottom ile onun dersinde incelemek için bir adet dişi Kobra Zambağı bulmak. Sabah size cezanızın bildirildiği mektubu okurken, bir mektup daha önünüze bırakıldı. Bu seferki, Norveç’ten. Mektubu açmadan önce aklınızdan geçen ilk şey şuydu, şanslı gününüzdesiniz. Hayır nihayet gelen mektup nedeniyle değil, şu sersemce aşık melankolisine gömülmüşken Yasak Orman’a dalıp da oradan sağ salim çıkabildiğiniz için.

Eh dedik ya, hayal bu. Gerçekte ise Yasak Orman’dan böyle kolay ve şans eseri çıkmak pek mümkün değil. Bilen, bilir. Yasak Orman, Hogwarts arazisinin içinde ve okul binasının arkasından başlayarak arazinin kuzey yönünde sınırlarını belirleyen devasa bir ormandır. Ehlileştirilmemiş, evcilleştirilmemiş ve yaşam koşulları hayli çetin olan bu ormanda binlerce sihirli-sihirsiz bitki ve yaratık türü bulunmakta. Ormanın tüm öğrencilere -özel durumlar hariç- yasak olmasına neden olan Testraller, Kurtadamlar, bir koloni Acromantula ve Hipogrifler ile Tek Boynuzlu Atların yanında, orman halkına sonradan katılan Üç Kafalı Devasa Bir Köpek ile vahşi bir Ford Anglia sadece varlığından emin olduğumuz yaratıklardır. Et yiyen ya da insanları paramparça edecek veya onları boğacak yahut zehirleyecek bitki ve ağaçlar da yine Yasak Orman’ın bitki örtüsünün sıradan unsurlarıdır. Üstelik, ormanın varlığının okul inşa edilmeden çok öncesine dayandığını unutmamalıyız. Buna Newt Scamender’den Rubeus Hagrid’e dek pek çok meraklı doğa tutkununun ormana yaptığı olası katkıları düşünürsek nasıl bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu belki biraz anlarız. İşte bizim Yasak Orman, aşağı yukarı böyle bir yer.

Biraz hayalcilik biraz da bilgi paylaşımından sonra, başa dönmekte fayda var. JK Rowling bize Yasak Orman’ı neden anlatıyor, neden en sevdiğimiz öyküler bu ormandan geçiyor? Nihayetinde sadece öğrenciler cezaya gitsin ya da dersler biraz da bahçede yapılsın diye bunca fantastik duruma maruz bırakılıyor olamayız. Öyleyse gelin bildiğimiz ve ulaşabildiğimiz kadarıyla Yasak Orman’da geçen bazı maceralara göz atalım.

92′ senesiyle başlayabiliriz. Harry’nin okuldaki ilk yılıydı. Quidditch maçı sonrasında ve dışarda olmamaları gereken saatlerde -elbette- dışarda oldukları için Harry, Hermione, Neville ve Draco cezaya çarptırılmışlardı. Cezaları Hagrid ile birlikte Yasak Orman’daki Tek Boynuzlu At katili olan ‘yaratığı’ bulmaktı. Yasak Orman’daki bu maceradaki esas mesele kesinlikle ve kesinlilkle Voldemort’u gördüğümüz an değildi. Mesele, kitabın başından itibaren akran zorbalığı yaptığını gördüğümüz Draco Malfoy’un gerçek kişiliğini Orman’da görmüş olmamızdı. Gerçek Draco Malfoy, o akran zorbalığı yapan çocuk değildi. Tehlike anında cesur davranabilen biri de değildi. Tüm bunlar da işte insani olan, gerçek olandı. Bize bunu farkettiren şey de Karanlık Orman olmuştu. Karanlık ve yasak yerlerin işte böyle bir yanı vardır.

Bir başka macera ise 94′ senesinden gelsin, derim. Azkaban Tutsağı senesi, muazzam zamanlar. Muggle radyolarında Nirvana çaladursun, büyücü dünyası Sirius ‘tehlikesiyle’ boğuşmaktaydı. O sene, tam da o sene, biz Peter’ın Scabbers kimliğiyle ve hain bir fare olarak etrafımızda gezdiğini, Remus’un bir Kurtadam olduğunu, Sirius’un da ecel gibi bir kara köpeğe dönüşüp de o Animagus kimliğiyle dostları için ne fedakarlıklar yaptığını öğrenmiştik. Nerede mi öğrendik bunları? Elbette Yasak Orman’da. James Potter’ın nasıl dostlara sahip olduğunu, Çapulcular’ın kim olduklarını ve en önemlisi gerçek dostluğun ne demek olduğunu Yasak Orman’daki o korkunç gecede öğrendik. Harry’de kendi patronusunu ve babasının adeta onun ruhunda yaşamakta olduğunu keşfetmişti. Yasak Orman, ruhumuzun karanlık odaları içinde en aydınlık olanıydı aslında.

Hadi bir de şeyden bahsedelim, şeyden, hani Harry Potter Serisinin kaleme alınmış en muhteşem bölümünden. ‘Yeniden Ormanda’. 2 Mayıs 1998, Hogwarts Savaşı. Her şey nihayete ermek üzeredir. Savaş, sevdiklerimizi elimizden almıştır ve biz onların yasını tutmaya vakit bulamazken Harry James Potter, kendini feda etmek üzere Lord Voldemort’un huzuruna yürümektedir. Lord Voldemort, muzaffer ve amansız halde duyurusunu yapar: ‘… bir saat …’ Bir saat içinde Harry Potter teslim olmalıdır. Yoksa… Ve Harry, gerçeği öğrenmiştir. Nihayetinde biri hayatta kaldığı sürece diğeri yaşayamaz. Lord Voldemort, Yasak Orman’dadır. Harry de ‘kapanışta açılan’ yadigâr ile ormana doğru yürümekte tereddüt etmez. Bilge insanların söylediği gibi: Bir adamı son anına tanık olmadan yargılayamazsın. Harry James Potter, ömrünün son muharebesine doğru yürümektedir ve yanında sadece ailesinden ve dostlarından onun için canını feda edenlerin silüetleri vardır. Remus’tan ona söyledikleri için özür dileyen Harry, annesi Lily’e sokulur ve ömrünün sonuna doğru ilerler. Harry Potter, cesur bir adamdır ve insanların huzur içinde yaşaması için kendi yaşamından vazgeçmesi gerektiğinde tereddüt etmez. İşte Yasak Orman, Harry Potter’ın kişiliğini tam anlamıyla meydana koyduğu ve en çarpıcı olaylara tanık olduğumuz yerdir. Yasak Orman olmasaydı, kim ve neden gibi iki devasa soruya asla yanıt veremeyebilirdik. Yasak Orman, gidilmesi gereken yerdi. Daima.

Sadece üç tanesinden burada bahsettiğimiz olayların dışında, serideki yedi kitaptan altısında ve Harry’nin hikâyesinin öncesi ile sonrasını anlatan çok sayıda kaynakta onlarca Yasak Orman öyküsü bulabilirsiniz. Ancak bu üç olay bile bize gösteriyor ki, Hogwarts’ın Kurucuları ne yaptıklarını bilmeseler de JK Rowling ne yaptığının son derece farkındaydı. Yetenekli cadımız Jo, en sevdiğimiz minik büyücü ve cadıları bu ormanın kıyısına götürüp bırakarak, onlara kendilerini tanıma imkanı verdi. Şimdi geri dönün ve çocukken dinlediğiniz masallardan, yazlıkçı dayıların askerlik anılarına dek tanık olduğunuz her şeyi düşünün. Düşünün ve sorun: Bir insan, ruhunun yasak ormanlarına girmeden kendini tanıyabilir mi? Mümkün değil. Bir insan, ilk gerçek macerasına atılıp da, en korkunç kabuslarıyla yüzleşmeden kendini gerçekleştirebilir mi? Asla!

Yasak Orman, gidilmemesi gereken yerler arasında en gidilmesi gereken yerdir. Asanızı hazır tutun, yanınıza en yakın dostlarınızı veya size bilgelik bahşedecek dayanağınız her neyse onu almayı unutmayın. Hazır olmayı beklemeyin ve ruhunuzun yasak ormanına doğru yola çıkın. Korkmayın. Orada ne olursa olsun bulacağınız şey, bu hayatta en çok ihtiyaç duyduğunuz şey olacak. Orada, kendinizi bulacaksınız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s