Harry Potter’ı Tanımak İçin Harry Potter’a Veda Etmek

Harry Potter’ı sever misiniz? Hayır, hayır bir roman serisi olarak Harry Potter’dan bahsetmiyorum. Bildiğimiz Harry Potter, bizim Harry, alnında şimşek biçiminde yara izi olan kişi, Sağ Kalan Çocuk. Onu diyorum. Onu, Harry Potter’ı gerçekten sevdiğiniz an hangisiydi? Sağ Kalan Çocuk ne zaman kalbinizi çaldı? Bu yazı, kopkoyu bir Harry Potter Serisi hayranının, Harry Potter’ın şahsına hayli geç ısınmasının anlatısıdır.

Harry Potter, Sağ Kalan Çocuk olduğu gün hayatımıza girdi ve orada biz bu dünyadan göçene dek kalbimizde olacağı sağlam bir yer edindi. Yine de herkes için aynı şeyi ifade ediyor olamaz yahut ona olan ilgi ve sevgimiz her bireyde aynı şekilde tezahür etmemiştir. Hepimiz gibi. Benim için Harry Potter, bir maceranın ana kahramanı olmasıyla tüm sevgimi haketmiyordu. Ama artık Harry Potter’ı çok seviyorum. Şimdi şöyle: ben, ana akımın ya da manşetlerin sürükleyebildiği insanlardan değilim. Karmaşık şekilde beliriveren ‘Seçilmiş Kişi’ veya ‘Poster Boy’ kimseler beni etkilemez. Bundan mütevellit Harry Potter ismi baş kahraman olarak zikredildiğinde, ondan hoşlanmam için baş kahraman olması yeterli değildi. Bir insanın, namına değil eylemlerine bakmak gerekir. Ama artık Harry Potter’ı çok seviyorum. Harry, baş kahraman olduğunda kalbimi çalamadığı gibi ailesini kaybetmesi ve teyzesi ile eniştesinden türlü zulümler görmesi yani mazlum olması da benim yüzde 49 oranında oyumu almasına yeterli olmadı. Zira sizin de hayatınızda türlü mağduriyetler varsa, birilerine sırf mağdur diye ona garip garip payeler vermezsiniz. Ama artık Harry Potter’ı çok seviyorum. Benim Harry Potter’ı sevdiğim gün, kalbimin orta yerine şimşek biçiminde yara izini işlediği gün, Yeniden Ormanda olduğu gündü. Harry Potter’ın son dakikaları ve ölüme kendini teslim ettiği andı. Çünkü, benim için, bir adam hakkında hüküm vermeniz için onun son anına tanık olmanız gerekir. Buna tanık oldum. Ben artık Harry Potter’ı çok seviyorum.

İlk ve her okuyuşta ‘Yeniden Ormanda’, tüm Harry Potter Serisi içinde en sevdiğim bölümdü. Edebi açıdan kusursuz oluşundan tutun da beşeri olanın özüne dair naif dokunuşlarına dek beni kalbimden vurmuştu. Bu bölümün JK Rowling tarafından da serinin en sevilen bölümü olduğunu duyduğumda seriyi ben yazmış kadar gurur duydum desem, yeterli olur sanırım. Bu bölüm, benim o zamana dek her şeyiyle hayran olmadığım hatta nasıl diyeyim yani pek de favori karakterim olmayan Harry’i de çok ama çok sevmemi sağladı. Harry Potter dediğimizde karşımızda başlangıçtan beri ona sempati duymamızı sağlayacak mağduriyetleri vardı; bunu kabul ediyorum ve birçok kimse için bu durum yeterli olmuştu. Kendi hesabıma bu benim için yeterli değildi çünkü Harry, muggle dünyasında ne kadar hor görülüyorsa büyücü dünyasında da bunun on katı kadar takdir ve sevgiye mazhar oluyordu ve yer yer bu seviliyor olma durumu onun empati geliştirmesini engelleyen tavırlar geliştirmesini bile sağlamıştı. Cesurdu ama arkadaş ya da akranları ile sorun yaşadığında gidip bu sorunları sükunetle çözmek yerine inatlaştığı da oluyordu. Ayrıca, kadınlara davranmak konusunda Ron kadar hödük oluşu da hani ona hayran oluşumu sağlamıyordu. Yani uzun lafın kısası, her insan gibi Harry de kusurluydu ve ona onun kusurlarını görmezden geleceğim kadar derin bir sevgi -işte bu hayranlık denen şey- beslemem için gerekli olanı bana vermesi için onunla yedi yıl geçirmem gerekti.

Harry Potter, Hogwarts Savaşı sırasında Lord Voldemort’a karşı savaşan tüm unsurların içinde bu savaşın düğümünü çözecek kişiydi. Hortkulukların peşinde koşarken hayat, onu yıllarca gerçekten kim olduğunu tanıma tenezzüllünü duymadan sinir olduğu bir insanın ölümüne tanık kıldı: Severus Snape. Bağıran Baraka’da Severus Snape, Harry’nin gözlerine bakarak ve onun ellerinde can verirken Harry hala ön yargılı bir insandı. Severus ise ölmeden önce, kalın kafalı Potter veledi belki onu ve Dumbledore’u anlar da doğru olanı yapar umuduyla anılarını Harry’ye teslim etti. Bağıran Baraka’dan çıkan Harry, sadece ve sadece görev bilinciyle Düşünseli’ne doğru gitmekte ve onca ölümün ağırlıyla ne yapacağını söyleyecek birini aramaktaydı. Düşünseli, aydınlandı. Melez Prens’in Hikâyesi, kimsenin ama kimsenin göründüğü kadar olmadığının en koyu kanıtı olarak gözlerimizin önünde dönedursun, Lily’e olabilecek en büyük aşkı besleyen adamın anıları o kadının oğluna bir mesaj vermekteydi: Ölmelisin. Kehanet’i hatırla, diyordu adeta Düşünseli, biri hayattayken diğeri… işte böyle. Her şey kristalize olmuştu artık. Ölüm bugün, ölüm şimdi. Harry Potter nam-ı diğer Sağ Kalan Çocuk, ölmeliydi. Harry Potter, Karanlık Orman’a doğru yola çıktı.

Yeniden Ormanda. Nihayet, gerçek. Gerçekten Harry Potter’ın kim olduğu işte şimdi önümüzde beliriverecek. Siz Coldplay’den Viva la Vida’yı mırıldanmaya başlayadurun, Harry Potter birçok zafere tanık olduğu odanın zeminine yapışık şekilde gerçeklerle yüzyüze geliyor ve bir seçim yapması gerekiyor. Neydi? Kim olduğumuzu belirleyen seçimlerimizdi değil mi? İşte, bu. Godric’s HolloW’da başlayan macera artık sona ermeliydi. Siz şimdi annesine yakaran bir gencin Pink Floyd şarkısı halini falan romantik romantik düşünedurun, Harry Potter’ın kalbi atabileceği son dakikalarda atabileceği kadar hızla atmaya başladı. Harry Potter, Sağ Kalan Çocuk, ölümden korkmaya başladı ve korku ile tanıştı. Bir gezi gününde kız kardeşime şöyle söylemiştim: Korku, bir duygu değildir; cesaret göstermemiz gereken vakti bildiren bir sinyaldir. Harry Potter ölümünün şimdiliğine dair korkularını yaşarken bu kadar mantıklı oldu mu bilemiyoruz ama bildiğimiz tek şey, Harry, bu keskin dakikada kaçmayı düşünmedi. Şimdiye dek onlarca kez ölüm ile yüzleşen ve her seferinde yaşamı için direnen bu genç adam, sükunet içindeydi ve kaçmayı aklından geçirmedi. Aklından diğer ölümler geçti. Pek çok diğer ölümler. Tanık oldukları ve tanık olduğunu hatırlamadığı ölümler. Bunların hepsi içinde pür bir insani soru işareti tepeden sarkmaktaydı. Ölüm acıtır mıydı?

İdrak, her şeyin ötesinde ve koyu, kopkoyu bir bardak kaymakbirası gibi insanın damarlarında akmaktaydı. Ölümleri hatırlamak ve keskin ayrımlar sırasında görev bilinci ve daha büyük bir planın parçası olmak ferahlatıcı bir duyguydu. İdrak. Bir yağmur damlası kadar minik ve sarsıcı bir şey olamazdı ve bu bir idrakın simgesiydi.

Veda vakti. Veda? Kesinlikle bulaşılmaması gereken paspas gibi bir duygu. Harry, Ron ve Hermione ile vedalaşmamayı seçti. Çünkü bu, bu insanın hani ben gidiyorum demesi, öznesinde ben olan her şey gibi üstte görünen güzelliği öldürüp alttaki karanlığı ortaya çıkaran bir şeydi. Veda olmayacaktı. Ron ve Hermione. İnsan en yakın dostlarına veda eder mi? İnsan kendini nimetten görmemeli ve kendi bedeni ortada olmayacak diye kendini böyle büyütmemeli. Dostları onu sevecekler, daima. Veda edilmemeli. Ginny. Ginerva Weasley. Kızıl saçlarından daha yakıcı olan gözleriyle gözüpek bir genç kadın. Bir genç kadın. Ömür yanında geçsin isterken yanından geçip gideceği ve bir rüzgâr ile bile kendini hissettiremeyeceği kadar uzakta olduğu ve veda edemeyeceği kadın. Harry Potter, Ginny Weasley’e veda etmedi. Veda? Kesinlikle bulaşılmaması gereken paspas gibi bir duygu.

Hagrid’in kulübesini de geçtikten sonra ev olarak bildiği tek yeri evde bırakmış olarak araznin en karanlık yerine adım attı Harry Potter. Yeniden ormana geldiğinde, son yaklaşırken yani, yeniden ve daha da insan bir öze doğru yürüdü Harry Potter. Ruh Emicilerin arasından geçecek ve ardından sonuna kavuşacaktı. Kapanışta açılacak olan için vakit gelmişti. Kapanış, buydu. Diriltme Taşı, kusursuz bir şekilde işe yaradı. Onu sonuna taşıyan solmaz çiçekler gibi etrafında soluk silüetler halinde en çok özlediği kimseler belirdiler. Harry bir gün cesur bir adam olarak anılacaksa Sirius Black bunda pay sahibidir. Her zamankinden yakışıklıydı Sirius, onun yanında belirdiğinde. Remus Lupin kırgındı, ömrü boyunca bir yumruk acıyı iki göğsünün ortasında sakladıktan sonra sevilmiş ve sevildikten sonra karısını da kendini de savaşa kurban vererek oğlunu Harry Potter’a emanet etmişti ve şimdi ise oğlunu emanet ettiği adamın sonuna tanık olmak için ormanda belirdiğinde huzurluydu. Her şey tastamam hallolacakmış gibi bakıyordu. James Potter oğluna gururla bakıyordu, insanın kendine ve kendinden daha iyi olan her şeye aynı anda bakması gibi bir gururdu. Ve Lily Evans yahut Lily Potter hatta Lily ama Harry için tek bir kelime ve sonsuz: anne. Annesi yanında belirdiğinde ağız dolusu gülümsüyordu ve Sağ Kalan Çocuk annesinin gözlerine sanki ona asla yeterince bakamayacakmış gibi aç bir edayla gözlerini dikmişti. Orada Harry, sonsuza dek ona bakmak istiyordu. İnsan kendinden başka bir şeydir. Harry Potter bunu idrak ediyordu. Fısıltılar başladı.

Öyle cesurca davrandın ki. Biz… seninle öyle gurur duyuyoruz ki. İnsanın canı yanıyor mu. Uykuya dalmaktan daha çabuk, daha kolay. Ölmeni istemedim. Benim ne için öldüğümü bilecek ve umuyorum ki beni anlayacak. Benimle kalacak mısınız. Sonuna kadar. Biz senin bir parçanız. Yanımdan ayrılma.

Ormanda yürüyüş başladı. Ruh Emiciler arasından boş bir çocuk parkından geçer gibi geçtiler. Ölüm Yiyenler belirdi ve o, oradaydı. Kırmızı gözleri, yarık şeklindeki burnu ve tüm buz gibiliğiyle Harry’nin olduğundan bambaşka bir şeydi. O, huzursuzdu ve etrafındakilerle konuşur gibi sarfettiği kelimelerin ardında hala korku vardı. Harry Potter ise cesurdu, korkunun ne demek olduğunu bilecek ve onu aşacak kadar cesur. Sükûnetle yürüyüşlerine devam ettiler ve kalbi yerinden fırlayacakmış gibi çarparken sesinde zerre kadar tereddüt yoktu. Lord Voldemort’a tereddütsüzce seslendiğinde, en sevdikleri az sonra görüşmek üzere Harry’nin yanından ayrıldılar. Hagrid’in yakarmaları ve Ölüm Yiyen’lerin çığlıkları. Hiçbir şey orada var olan buz gibi gerçeklik karşısında değişiklik yaratamazdı. Ölüm bugün, ölüm şimdi. Harry Potter nam-ı diğer Sağ Kalan Çocuk, ölmeliydi. Harry Potter, Karanlık Orman’da kendinden başka her şey olmuştu. Tastamamdı. Ölüm geldiğinde kendi olacaktı. Çakan bir yeşil ışık gördü, her şey kayboldu.

Benim Harry Potter’ım yeniden ormana geldiğinde benim kahramanım oldu. Bir insan hakkında hüküm vermek için onun son anına tanık olmanız gerekir. Harry Potter, son anında ömür boyu bir çift göze bakmayı arzu edecek kadar tükenmez ve erişilemez bir sevgiyle yoğrulmuştu. Son anında Harry Potter, kendini hiç ama hiç düşünmedi uzağa baktı. Yarışmadı, kaçmadı, savaşmadı ve karanlık ormanda korkularıyla yüzleşti. Ruhunun karanlık ormanında dostlarından özürler diledi, geride kalanlara bir efsane değil bir insan hatırası bırakmak istedi -veda dahi etmedi. Yolda yürüdü ve nereye çıktıysa o yol, bu bir yolculuğun parçasıydı kabul etti. Eğer sevilenler ve yakında olanlar daha güzel bir sabaha uyanacaksa ve sevilenler ve uzakta olanlar bizden son bir kez tatlı bir bakışı esirgemeyecekse o gün ölüm gelsindi. Ölüm bugün, ölüm şimdi. Harry Potter nam-ı diğer Sağ Kalan Çocuk, ölüm anında ruhunun bir bütün olmasını sağlayacak sevgi, cesaret ve fedakârlığa erişmişti. İnsan böyle olmalıydı. Benim Harry Potter’ım o gün kalbimi kazandı. Yeniden Ormanda. Artık hep kalbimin ortasında olacak, daima.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s