BadiParmak Bir Yaşında. Peki Şimdi Nereye?

İyi geceler, BadiParmak bir yaşında ve hislerim -yani işte- biraz karışık. Biraz bir şeyler yazdım bu bir yılın hatırına. Bu kelimeler, BadiParmak’a yolu düşen ve buraya uğrayacak herkes için. Hoş geldiniz, yeniden.


Sanatın ne olduğu ve hiç yoktan yere insanların neden sanat eserleri üretmeye yöneldiği, bir sürü insanın kafasını yormuştur. Herkes biraz meşrebince biraz da gözlediğince yanıtlar bulmuş bu muammaya. Bugün de ben vereyim bir yanıt. Neden olmasın yani? Burası da işte, kendi kendime takıldığım, bir kuytu ne de olsa. Sanat, avutulmamış çocuklardır. Nasıl mı? Başlayalım.

Alkışlanır sanatçılar değil mi?. Onaylanmak var, beğenilmek var ve sevgi var alkışın içinde. Tüm çaba o biricik an içindir. İşte bunun altında yatana yanıt vermiş bir sürü büyüğümüz. Şimdi 13 yıldır ülkemizde sahneye çıkan, 70’ten fazla şehre turne yapmış, oyunlar oynamış ve yazmış ve yönetmiş genç bir tiyatrocuyum. Bu küçük yaşanmışlığa sığınarak bir şeyler yazmak istedim bugün. En iyi bildiğim şeye, kendi hikâyeme bakıyorum. Çocukluğum boyunca evde kopan kavga gürültü ortamı, onaylanmamışlıklar ve hep bir kendini açıklama ihtiyacı. Karın ağrıları. Bazen de kalp çarpıntıları. Sonra sonra insanlara bunu anlatmak için kullandığım taklit yapmalar, minik minik gösteriler ortaya çıktı. Farkettim ki, ben derdimi bu şekilde anlattığımda beni onaylıyorlardı. Yüzleri gülüyordu; dahası bazı düşünmemişliklerine dikkat çekiliyordu. Eh, ben ne bileyim o zaman okulda yaptığım bu minik gösterilerin bir çeşit meddahlık bir tür sahne oyunu olduğunu. Sonradan anladım. Tiyatroyla ve tiyatro kitaplarıyla tanıştığımda anladım. Alkışlanmak, işte o eski hallerin yara bandıydı önceleri. Avutulmamışlığa sürülen uçucu bir merhem.

Peki yani ne çıkaracağız bundan? Sanat dediğin bir grup sinir bozucu ve eksik sevilmiş hastanın kendi kendini avutması mıdır? Elbette, hayır. Avutulmamış çocuklardır sanat, derken bahsettiğimiz bu yol daha güzel bir yol. Sanat eseri ve onun alıcısı arasındaki ilişki pür, içten ve derinlikli bir anlaşılmak hali. Helalleşmek gibi bir anlaşılmanın avuntusu. Bu avuntunun peşindeyiz. Sanatla haşır neşir insanlardan en mutlu olanı bile aşamadığı bir avutulmamışlığı nedeniyle kendini ifade etmek için bu yola girmiştir. Ancak dünyaca ünlü psikiyatrist ve yazar Alice Miller’ın dediği gibi, sanat kendi geçmiş acılarımızı onarmak için kullandığımız bir terapi değildir. Çünkü geçmiş acılarımız hiç geçmez. Onları iyileştiremeyiz. O olaylar ve o insanlarla asla barışamayız. Ancak helalleşebiliriz onlarla. Onların yasını tutabilir, onların farkında olabilir ve onlardan yeni yeni yollar yaratabiliriz. İşte o zaman sanat üretmeye başlarız. Kendimizi avutmayız sanatla, tiyatroyla. Avutamayız da. Bunu yapmaya çalıştıkça dibe düşen çok insan gördüm. Sanat ancak avutulmamışlığını çok iyi tanımak ve insanlara avutulmamış çocukların hikâyelerini anlatarak onlarda sevgi yaratmak için var. Biz avutulmamış çocuklar, sanat eserleri üreterek ve üretilen eserlere yüzümüzü dönerek ancak sakin kalabilir ve ancak bu yolla insanlarda duygudaşlık yaratabiliriz. Sanat eserleri yoluyla, “Ey insan kardeşim, bak çocuğunu örseleme, karşındakini öteleme ve sen sana ne sanırsan ayruğa da onu san!” diyebiliriz. Sanat, kendiyle yüzleşmeye cesareti olan, sonra bunun yasını tutan ve insanlar için -kendi için değil- tüm insanlar için bir cümle söz söylemeyi ve kendini dinletmeyi becerebilen bir büyüdür yani. Hiç avutulmayacak ve avutulmamış çocuklardır işte böylece sanat. Başka çocuklar huzurla uyusun diye anlatılan masallardır işimiz gücümüz.

Nereden mi çıktı bunlar? Hem gergin hem de heyecanlıyım. Bir yıl önce BadiParmak bir Harry Potter fan sitesi olarak ortaya çıkmıştı. Ne var ki bu yolda devam edemedi. Ülkemizde Harry Potter “tüketicisi” kitle ikiye ayrılıyordu ve kitlenin ciddi bir çoğunluğu bu edebiyat eserinin okuyucusuna verdiği ruh ferahlığıyla ilgilenmiyordu. İlgilendikleri şey tüketim ve teşhir toplumu dedikoduları ile edebiyat serisine dair oyuncaktan kıyafete binlerce nesnenin satın alınıp görgüsüzce sergilenmesiydi. Derinliksiz ve teşhirci paylaşımlar yapan Harry Potter hayran siteleri ile cahil ve zengin Harry Potter youtuberları ülkemizin prim yapan insanlarıydı. Bizim bununla başa çıkmamız mümkün değil. BadiParmak ekibi sanata olan ilgisini avunmak, anlaşılmak, ruh ferahlığı bulmak üzerinden kuran bir kitleydi ve bu teşhirle tüketimle başa çıkamadık. O cenahlara selam çakacak üretim yapmak bizim için imkansızdı. Olmadı. Bu noktadan sonra BadiParmak nereye doğru gitmeli diye düşündüğümde arkadaşlarımla hissettiğimiz ve paylaştığımız şeylerin yine bu teşhirden tüketimden uzak olacağını ve zaten öyle olması gerektiğini farkettim. BadiParmak bir işaret fişeğiydi ve doğru yere atmalıydık. Bir yıl gecikme hiçbir şey demek değil. Ne demiştik? Neden mi şimdi ve neden mi BadiParmak ekibi? diye sormuştuk. Çünkü, çember daraldı. İlk Harry Potter kitabı ülkemize geldiğinde 2001 yılıydı. Henüz Shaq basketbolu bırakmamıştı, Duman hepimizin yükünü çeken ağır besteler yerine aşk şarkıları söylüyordu, kıdemli tiyatrocular emlak ofisi reklamlarında oynamıyorlardı ve Paul Auster okumak günah değildi. Geldiğimiz noktada dünya kupası sadece transfer piyasası büyüsün diye yapılıyor, Suriyeli bebekler kıyılara vuruyor ve biz sadece iPhone yenilemek için yaşıyoruz. Bu daralan çember, gerçekten bir şeyler hisseden hassas ruhları bulmak ve onları bir araya getirmek ihtiyacımızı arttırıyor. Azalarak yok oluyoruz, nefes alacak alanlarımız daralıyor. Bir hayalciliğin peşine takılıp buradan kendini ifade eden insanların birbirini farketmesi de bir çeşit umuttur. BadiParmak, bir grup büyücü ve cadının fırlattığı bir işaret fişeğiydi. Öyle devam etmeli. İşaret ettiğimiz yer, minik bir huzur alanı ve ırmaklarımızı tüketen sefil günlerde böylesi bir nefese ihtiyacımız var. Ruh emiciler her yerdeyken tek başınıza bir kovukta çikolata yiyemezsiniz. Böcürtlerle idman yapmalısınız ve o da yetmezse yeni bir ‘Dumbledore’un Ordusu’ kurmanız gerekir. BadiParmak, bizim ihtiyaç odamız. Aradığınız şey, burada. Daha fazla bekleyemezdik. Çember kapanmadan bu zinciri kırmak şart. Hoş geldiniz.

Bu sitede sanat eserlerinin her türlüsü üzerine inceleme ve eleştiri yazıları ile makaleler paylaşacağız. Hangi sanat eseri bize başımızın okşandığını hissettiriyorsa ondan bahsedeceğiz. Çünkü bir çocuğun başını okşamamak, onu ihmal etmek, çocuğu öteki etmek ve dışlamak her zaman bir sanatçı yaratmayabilir. Avutulmamış çocukların en şanslıları ve en iyi yüreklileridir sanatçılar. Ancak avutulmamış bir çocuk, büyüdüğünde bazen bir tecavüzcü, bazen bir seri katil, bazen bir diktatör olabilir. Ve sanat eserleri ve sanat eserleri hakkında yapacağımız ruhani yolculuklar, çocuklarımız avutulsun diye elimizden gelen en güzel şey. Tüm kusurlarıma ve avutulmamışlığıma rağmen.

Umarım BadiParmak şefkatle size dokunur ve ruhunuza ulaşır.

Reklamlar